18 Ekim 2021 Pazartesi

Nefes

Nefes almak nedir? Bir nefes almaya ihtiyacım var ne demektir? Ne zaman nefes aldığının farkına vardın? Yoksa sadece hayat göngüsü bir refleks olarak mı kullanıyorsun bu hakkını?

Bir telaştır yaşıyoruz.Ne bir hoş sohbete ayıracak vaktimiz kaldı ne de kendimize ayıracak bir nefes..Nefes almak tatile çıkmak ile veya bir öğle arasında dinlenmek ile de olmuyor.Aslında nefes almak tendeki gözeneklerin nefes alması ile benzetilebilir.Nefes almak özgür olmanın verdiği ferahlıkla ilgili.

Bilmem kaç kilometre yol katmış olabilirsiniz.Dünya bilmem kaç dönümünü tamamlamış olabilir.Evren kayabilir.Ama dünya telaşınız göğüs kafesinizden milim kaymıyor.Gittiğiniz her yerde bu telaştan bir nefes bırakıyorsunuz.Bir ömür geçirmek ile bir ömür yaşamak bambaşka bir şey...

Kendin kendine iyi geldikten sonra gelişen olayın sende bıraktığı etki,başkasının sana nasıl geldiği,duyduğun ihtiyacların gerekliliği çok da önemli olmuyor.Kendi kendine yetebilen insan aldığı her nefesin kıymetini iyi bilir.Yoruldunuz.Nedir bu koşturmaca.Yavaşlayın biraz.Ruhunuz arkada size yetişemiyor.Sonra ruhum yoruldu oluyor.Bi ruhunuzu dinleseniz,dinlendirseniz..

O kadar şeye rağmen yine de kendinize faydanızın dokunmadığını düşünebilirsiniz.Bir de başkasına dokunun,birinin ruhuna,kalbinizle küçücük de olsa tüm samimiyetinizle dokunun.
Duymayın.Dinleyin.Etraf zaten hep gürültü kargaşa.Başkasına iyi geldiğinizi o kişinin gözlerinden görüp anladığınız zaman,o saf mutluluğu hissedecek ve ruhunuza iyi gelecektir.İster istemez bunu hissedip yüzünüzde tebessüm oluşacaktır.Dinleyin,anlayın ve nazik olun.Bunlar size karşınızdaki ruhun nerede olduğunu gösterecektir.



18 Haziran 2021 Cuma

Karışık Duygular

Duygular, bazılarını adlandırabildiğimiz bazılarını ise hiçbir olguyla bağdaştıramadığımız his tanecikleriydi ya da sadece düşüncelerden ibaretti. Doğurgan bir dişi gibi her olayın üstüne gebe kalan ve çok sevimli çocuklar dünyaya getiren ya da toprak gibi her an dibinden bir ot, bir ağaç, bir çiçek yetiştiren üstün bir ruhtu duygular. Her çocuğun ya da her çiçeğin görüntüsü, anlamı, fıtratı ve karakteri farklıydı. Mesela huzur, pespembe bir açelyaydı gören herkesi kendine gıpta ettiren ama elde edildiğinde değerinin anlaşılamadığı, gündelik hayatta kendini farkettirmeyen köşe bitkisiydi.

Nefret, bir gül gibiydi uzaktan, göz alıcı ve tüm cazibesiyle kendine bağlayan asalet abidesiydi. Fakat bunlar sadece uzaktan böyleydi ne kadar yaklaşır ve tutunursan sana o kadar zarar verir ve canını yakardı, nankördü daha doğrusu kaktüs gibiydi. Kaktüsler tüm sevimsizliğine rağmen kendine bir sevgili bulan ve kendine yıllarca bakan o sevgiliye sadece bir gün çiçeğini açan ve hemen sonra solan aldatıcı bitkilerdi.
        
Peki ya güven... Her varlıkta bulunurdu o güven; mesela balığın akıntıya, koyunun sürüsüne, sarmaşığın tutunduğu herhangi bir objeye, ayın güneşe, bulutun rüzgara ve insanında dostuna sırtını dayamasıydı. Lakin bu duygu öyle kahreder ki bir bakmışsın; balığı sarp kayalıklara, koyunu uçuruma, sarmaşığı aleve, Ay'ı bir meteor yağmuruna, insanı ise bu duygudan bir daha medet ummamaya sürüklerdi. Yani eksik yaşamaya, bacaksız koşmaya, elsiz tutunmaya, kalpsiz sevmeye götürürdü. Demem o ki güven; onsuz her duygunun, her varlığın eksik olmasına sebep olan geri dönüşümsüz bir illetti.

Yere düşen yaprağı izleyen,cırcır böceğinin sesinden rahatsız olmayan,hamağa kurulup gökyüzünü izleyen,geceleri ateş başı keyif yapıp içtiğinden keyif alan insan ne çaresizdir ne de yalnız.O sadece bulunduğu ortamın tadını çıkarmaya bakar.O anın kıymetini bilir.Sen nerede isen orayı güzelleştir.Çünkü sen ordasın.Kendini cezalandırma.Bunun kimseye faydası yok.Kendi yıpratmanla kalırsın sadece.Kararlar doğru veya yanlış değildir.Sen sana göre en iyisini seç.Ol olacaksan bencil.Kime göre neye göre.Olsana sen önce kendin mutlu.Saygısızlık yapmadıkça.

26 Ağustos 2020 Çarşamba

Dipnot-2

   Kendi değeri olmayan bir insan başkalarının değerini hiçbir zaman çekemez.Çünkü insan gönlü ya kendi üstünlüğü ya da başkalarının kötülüğü ile beslenmek ister,bunların birinden yoksunsa ötekine dayanmak zorunda kalır,bir başkasının üstün değerine ulaşmak umudunu yitirince de o kişiyi bulunduğu yüksek yerden aşağıya çekmekle bir eşitlik kazanmaya çalışır.

  Onları hoşnutsuz kılan diğer şey aslında yüzeyselliğidir.Modern hayatta hiçbir olayı derinliğine yaşamıyorlar.Geçicilik,sahtelik,geçersizlik başlarından geçen asli nitelikleri,yoğun olmayan yaşam sürekli doyumsuzluk duygusuna yöneltiyor.Büyük bir enerji ve hırsla enerji harcayarak ulaşılan şey,kısa sürede önemini yitiriyor.İşte buna da hevesle atılan adımlar diyoruz.

  Bunca gergin ruh hali ve yoğun kaygı hissi ile ne hayattan zevk almanız ne mutlu olmanız ne desağlıklı ilişkiler kurmanız mümkün değil.Yaşam kalitesi bile kuramazsınız.En basitinden uyku kalitesi bile.Deli gibi uykunuz varken bile yastığa kafanızı koyduktan sonra kaçırmıyor mu düşünceler uykunuzu?
Rahat bırakın etrafı ve kendinizi.Yalnız kalın,zevkine varın sakinliğin diyeceğim ama kendilerine tahammülü olmayan bir toplum olundu...

   İnsanın düşünceleri eyleme geçene kadar kendisine oldukça mantıklı gelir.Hayattaki çoğu eylemi istekten değil mecburiyetten yaptığımızdan kendimizi ne özgür ne de mutlu hissediyoruz.Bu sebeble bir şeyler hep durdurur seni ve onu uygulamaya koyamazsın.İyilik yapsan doğru mu yanlış mı onu bile bilemeden yapıyoruz.Bazen de işimize gelen şey doğru ya da iyi.Başkasına iyilik yapmak için bile olsa doğruluktan ayrılan insan,kötülükte yapar.Süslenmemiş saf ve karşılıksız iyilik farkedilememezlikle lanetlenmiştir.

13 Ocak 2018 Cumartesi

Kendilik

İnsanoğlu masum değildir hiçbir eyleminde .Yaşamanın ötesinde arzuları olan varlık , kendini kitap sanan boş bir sayfa , kendini cümle sanan kör bir nokta , dünyayı kibrin ve bencilliğinle sen bu hale getirdin! İnsanın olduğu yerde insan olmak zor , hayvan olmak çok zor , bitki olmak bile zor , kısacası insanın olduğu yerde varolmak çok zor.Olduğu yerde kök salan insanlar mı daha şanslı, yoksa rüzgarda savrulanlar mı ? ben kök salamadığımdan merak eder dururum..İnan ki kimse anı yaşayabilenler kadar mutlu değil..İnsanı hiç terk etmeyen , en iyi dost ; yalnızlık..Acizlik hissi veya kötü bir durum değil, aksine ruhunu, yüreğini,evreni dinleyebildiğin ve bir çok kişinin yoksun olduğu bir hazine..

Gösteri havuzunun yunusu gibi , akvaryumda balık sürüsü gibi yerimi hep yadırgadım . Özümü hatırladıkça üzüldüm , üzüldükçe daha çok yoruldum . Özledim içinde doğduğum , tadını tuzunu bilmediğim kendime ait suları. Kendim gibi olmadıkça yoruldum aslında .
Doğa beni kendisine karşılık vermeye zorluyor. Her çiçeğine karşılık içimden bir çiçek , ılık esintilerine karşı ciğerimden ılık bir nefes istiyor. Doğa sunduğu herşeyi yaşamaya zorlayarak bana şiddet uyguluyor.Diyor ya ''Biz büyüdük ve kirlendi dünya'' bırak bizi kirleten doğanın çamuru,tozu,suyu olsun.

Bir dönüp doğaya bak,kendi imkanlarıyla doğuyor güneş;kar eriyor diye yargılamıyor kendini. Milyonlar bir araya gelse cemreyi kışın ortasına düşüremiyor mesela.Gökkuşağı biz istiyoruz diye görünmüyor, atlar jokey istedi diye yarışıyor ama gönülleri yok ,kuşlar insanlar istedi diye kafesleniyor ama bağımlılıkları yok. Arkasından konuşulanlar yüzünden uykuları kaçan kedi yok,beni ayıplamasınlar diye farklı davranan köpek yok,kendilik ve kabul var doğada..

Bırak çirkinlikleri,dön özüne.Özün doğada!!

9 Ocak 2018 Salı

Yaşa

İnsanın kendisine duyduğu saygı arttıkça kendisine yapılan saygısızlığa tahammülü o oranda azalıyor.Yanıtı olmayan bir soru olarak geldim dünyaya ve sorusu olmayan bir yanıt gibi de gideceğim..Yaşanılananlar, görülenler ve ögrenilenler ne kadar acı olursa olsun, macera insanoğlu için büyük bir nimetti. Çünkü dünyadaki en büyük mutluluk, bu Dünya'nın şahidi olmaktı.İnsan dünyaya sadece yemek, içmek, koynuna birini alıp yatmak için gelmiş olamazdı. Daha büyük ve insanca bir sebep lazımdı.

Hayatın peşine düş yarın değil bugün! Seni senden başka özgürleştirecek kimse yok..Hani yıldızlar yanıp sönerken,hani bir yıldız kayar da insan,hani bir telaş duyar ya birden, işte öyle birşey..Gökyüzü gibi bişey bu çocukluk, hiçbir yere gitmiyor..

Gençliğimin en güzel parçasındayım. Ne büyüyebildim, ne çocuk kalabildim. Sürekli hayatın dönüm noktalarındayım düz yola girmişliğim henüz görülmedi. Herşeyden hem hiçim, hem de çok..Sabrın,sevginin,aşkın ya hepsi oldum ya hiçbiri, hiç birşeyin ortasını bulamadığım gibi ne kenarını tutabildim ne köşesini.Ne hesaplar yaptım, ne planlı yaşadım,ben hep hissettim,sadece hissettim. Duyguların rengini görür, tadını alırım. Akla kör, mantığa yabancıyım.

Dünyayı içten içe, içi geçmiş bir elma gibi çürüten şey içine sevgi düşmemiş insanların varlığı.Tüm hastalıklara çare bulmuşken sevmeyi bilmeyen insana karşı çaresiziz,yeryüzünün son şansı sevmekten geçecek bahsettiğim sevmek kendini sevmek, evreni sevmek, yaşamı sevmek,öldürmeden yaşatmayı sevmek..

Şairin dediği gibi bir mısra daha yazsak herşey düzelecek gibi..Süslenmemiş saf ve karşılıksız iyilik farkedilememezlikle lanetlenmiştir.Farkedilmeye de ihtiyacı yoktur.

10 Aralık 2017 Pazar

Dipnot

Bir gece kendi içinizde yürüyün.Ne kadar çok yürürseniz kendi kafanızın içinde,gerçek hayatta da o kadar yol kat etmişsinizdir.Elbet o yürüyüş son bulacak.Ta ki kafanın içinde birisine rastlayana dek.Etraftakiler kadar,hayatına aldığın kişiler kadar yol kat edebilirsin.Zihninde onlar hep karşına çıkacak ve başka şeyler düşünmene engel olacak.Oyalayan herşey engeldir unutma.Tahmin edilebilir herşeyin sıkıcı olduğu gibi.. Herkesin içinde bir yerde üzerinde "benimle en fazla buraya kadar ileri gidebilirsin" yazan demir bir plakayla sıra sıra çiviler vardır.Ama önce o çivileri sağlam çaktın mı bunu düşün.. Kimliğini ötekinin arzusuna göre inşa eden konumu ne olursa olsun köledirZaten o kişiler zamanında gücüne gittiği için dönmeyeceklerdir.Bu çağ: unutmanın, alışmanın, hiçbir şey yapamamaktan utanmanın çağı, sanki hiç geçmeyecek.

En materyalist en pozitivist bir insanın bile başından kendine bile tam olarak ne olduğunu açıklayamadığı gizemli bir olay geçmiştir.Kendimize bile açıklayamadığımız bir hayatı yaşayarak kimselere de anlatamadığımız duygular hissediyoruz.Birinin ayıbı sizinkini örtmediği gibi mutsuzluğu da sizi mutlu kılmıyor, tek yaptığınız kendi çukurunuza başkalarını çekip omuzlarını basamak olarak kullanmaya çalışmak.


Gelecek tahmin edilemez,tasarlanır ve yaşanır.Evet, bundan sonrası da böyle geçecek, diyerek devam ediyorum hayatıma. Bu cevabı veremediğinizde ya büyük sorunlar sizi bekliyor oluyor ya da ağır bir bunalımla çırpınıyorsunuz. Aslında yalnızlık tek başına yaşama halini benimsemişlik değil duygusal bağ kurmama yetkisi.Geçmişe bütün saygısını, geleceğe ise bütün inancını ya da umudunu yitirmiş bir kuşağa, daha doğrusu bu kuşağın bir parçasına aidiz.Birimizin bu parçadan kopması lazım.Kinden, hasetten doğan yaralı cümleler ve soytarı gülümseyişini bırakmalıyız önce. Söz konusu başkalarının derdi olunca nasıl da hep daha zeki ve daha nesnel oluruz..Nazik olmalıyız.Herkes şiddetli bir koşuşturmanın içinde.Ve okur;Haklı olmak ve nazik olmak arasında seçim yapmak zorunda kalırsan nazik olmayı seç..

30 Ekim 2017 Pazartesi

Hafifle

Perili evlerin içinde saklanan güzelliklerin gizemini anlamak kadar çarpıcı bir hikaye olurmuş bazen düşünmek
Kalp hücreleri aynı anda atmak istedikleri zaman aklın iradesine alamadığı bir bilinmezlikten insana bir şeyler fısıldanırmış
Ve senden bir tane daha olmasını istediğin insanın toprağına denizlerden gelen tuzun ve suyun acısı özlemek için okuduğun şiirin adı olurmuş.Kendini yaşayabileceğin bir ruh ararsın.Kendin olabileceğin...Değişmemelisin hiç birşeyle; bir bardak su içmenin mutluluğunu.

Uzan bir kez sıcak kuma.Kum tanesi gibi,bir yaprak gibi,bir taş gibi,bir kuş gibi dinlen.
Kim olduğu hatırla.Ama ne zaman kim olduğumuzu hatırlamak istesek başkaları gelir aklımıza.Çünkü etrafındakiler kadar yol kat edebilirsin.İşte o kat edebildiğin yol seni oluşturur.Bir küçük menfaat yeter hayatınızdaki duruşları..İnsanların artık yüzü iki değil çıkarına dönük!
İçindekilerden başka hayatın yok ve gerçekler insanın istemediğini uzağında istediğini aklında tuttuğu her şeydir.

İnsan insana bişeyler mi katar yoksa bırakır mı? Uzun uzun düşün.Hangisi daha olumlu.Karar veremedin di mi?Bu ayrımın farkına vardığında hayatındaki bütün insanları gözden geçirecek ve sadeleşeceksin.Hafifleyeceksin.Zamanla...

Göremiyosanız,duyamıyorsanız değiştirin,Duya duya seyredin,göre göre dinleyin.Ne yap ne et farkına var artık.Gerçeklik ile geçiciliğin! Farkında mısın mecbur kalmadıkça sorumluluk almadığının? Ve çok şey kaçırdığının..

11 Ekim 2017 Çarşamba

Tükenme

İçimdeki kuşlara kanat oluyor,hepsi bir anda uçmaya başlıyor.Solan çiçekler bile açıyor.Gökyüzünden mavi, bulutlardan beyaz, yıldızlardan ışıltılı. Berrak, sade, gerçek ve nefes.Diye düşünürsünüz,hiç bitmeyecek gibi bütün güveninizi sevginizini onda sığdırırsınız.Ve bir gün bittiğinde daha kimseyi böylesine sevemeyeceğinizi,böylesine bağlanamayacağınızı sanarsınız...Daha ben kimseye güvenemem,daha kimseye aşık olamam,daha kimse için uğraşmam.... Dersiniz ve bütün kapılara,yeni umutlara kapatırsınız kendinizi.
Peki farkında mısın? Sahici olan şey hayatın ve onun sadece tek seferlik oluşu.Dünyaya bir kere geliyorken kendini böylesine cezalandırmanın anlamı ne? Aslında sende biliyorsun.Belki bir kaç ay belki bir kaç yıl sonra bu düşüncelerine gülüp utanacağını ve pişman olacağını.Geriye dönüp çok fazla vakit kaybettiğini göreceksin.Olmayacak şeylere gerekmeyen değer vererek.O geçen bütün zamanlarda ya seni dünyanın en mutlu insanı yapacak kişiyi de kaybettiysen.Ya da dostluğu...
Hani derler ya bu insanların birbirleri ile derdi ne.Neden herkes birbirinin hayatına karışır,karışmakla kalmaz mahveder.Kimse kimseyi olduğu gibi kabul etmez bir şekilde müdahale etme gereksinimi hisseder ve bu iğrenç bir şey.Dur ve düşün.Aslında onlardan önce sen kendine bunu yapıyorsun.Herkes gibi.Aldın bir insanı hayatının orta noktası yaptın ve aslında hiç orda olmayan birisi ile yıllardır kendini yaşayamadın.
Kapıyı aç bulutlar girsin. Gülmeyi bilen çocuklar geldi.Ama sen onları kovdun.Kovma.Tükenme!
İnsanlara daha iyi bi dünya bırakmak yerine, dünyaya daha iyi birisi olursanız sorun kendiliğinden çözülecek aslında.Duy sende Azınlığın refah isteğini.Çoğunluğun sefaletinden çok.Evet çoklar ama haklı değiller!!
Güneş’i ellerinde yoğur,gökyüzünden seslen.Haklı haksız durumu değil bu.Garip bir dünya. Ben haksızım, hata yaptım diyen; öleyim o zaman diyor. Haklıyım, doğruyum diyen; ben herkese hükmedebilirim yolunda.Sen sadece kendi yolunda ol.Ruhunu izle o yolu biliyor.
Başkasının istediğini istemek, senin isteğin anlamına gelmiyor. Başkası da başkasının kopyası. En yıpranmamış kopyayı arıyorsunuz sadece.Ve o kadar dolusun ki artık güzel bir şeylere yer kalmamış.Hiçbir şey yapmamaya duyulan öfke, bir şeyler yapmaya çalışmaya beslenen kin, bir şeyleri yapmış olandan edilen nefret.Yapabileceğini bilmek,emin olmak fakat bunu yapmamak.Bilmenin verdiği tatminiyet duygusu,yapmayacak olmanın verdiği rahatlık.Peki ya sonra?

Sevin,insan insana sevmeyi unutturdu.İnsan sevdiğine sinirlenirmiş, küfredermiş, hatta onunla kavga edermiş. Nasıl yani? Hasta ruhlarına ne güzel kılıf bulmuşlar.Zor olanı değil kolay olanı yap.İyilik gibi...

19 Ağustos 2017 Cumartesi

Hayır

Kaç sineklerden senin görevin sineklik olmak değil. Neden kendimizi birilerine pas pas ediyoruz? Nedir derdimiz? Hayır demek bazılarımız için ne kadar da zor. Hayır dediğimizde karşımızdakini küstüreceğimizi, üzeceğimizi düşünüp, hemen geri adım atıyoruz. Sonrasında da her istemediğimiz evet in karşılığı bizim agresyonlarımız, bunalımlarımız veya hezeyanlarımızla sonuçlanıyor. Bile bile lades diyoruz. Omzumuza haddinden fazla yükler alıp, taşıyamayıp çöküyoruz. Hayır demek bir sanattır. Kendi sınır ve çizgilerinizi belirlemektir. Her hayır demenin sonucu karşı taraf için sükutu hayal olmayabilir. Bir de şu gözle bakın siz evet dediğiniz herşey için karşı tarafı sırtlanıp, onun gelişimini de engelliyorsunuz. Aslında taşıyamadığınız o yük her iki tarafa da zarar veriyor. Tek taraflı fedakarlık olmaz. Kendi sınırlarınız olmak zorunda. Aile içinde de dostluklarımızda da her şey paylaşım yasasına göre hareket etmek zorundadır. Tek taraflı ilişkilerin hepsinde o lastik bir gün patlar. Hem de o kadar gürültülü patlar  ki bugüne kadar vermekten korktuğunuz tüm zararları verir. Yaşamın her alanında sınırlar ve çizgiler olmalıdır. Kendi özel zamanlarınız mutlaka sizin keyfinize göre şekillenmelidir. Kendi öz disiplininizi bularak, gereksiz yüklerden kurtulmalısınız. Yeri geldiğinde red etmeyi, hayır demeyi bilmek zorundasınız. 

Hayatınızda size verilen fazla bagajları atmadıkça istediğiniz kalitede yaşam sürmeniz olanaksızdır. Maddi veya manevi hayatınızda üzerinizde hissettiğiniz tüm yüklerin listesini yapın ve sonra da bunları azaltarak Yok etmenin ve kendi hayatınızın sınırlarını belirlemenin yollarını bulun. 

Kendi hobilerimiz, zaman sınırlarımız olmalıdır ki yaşamdan zevk alalım. Kendimizi, ruhumuzu beslemek için görevleri paylaşmak, zorunlulukları azaltmak ve fazla bagajlardan kurtulmak lazım. 

Hayır demek önemlidir. 
Hayır sözcüğünü çalışmak lazım. 

4 Ağustos 2017 Cuma

İçselleştir

Anıları ve geçmiştekileri suçlamak anlamsız. Değişen anılar değil, sensin; yargıların ve koşulların. Her an yaşandığı zamana bedeldir.Koşullar ne ise zorla ve güzel kullan.Düşün ve hayal et.Onu planla.Belki bi ihtimal deme.Hayatın bir ihtimal değil okuyucu.Hayatını ben ya da başkası yaşamıyor.Her kabın şeklini alan bir hayatın da olmasın.Her şeyi ihtimal olarak gördüğünüz için gerçeği yaşama şansınız kalmadı. Gördüklerinizle yetiniyorsunuz. İhtimallerin ihmalisiniz.Bişey yap!

İnanma ama inananı ara, sevme ama seveni ara, saygı duyma ama duyanı ara; hep bir şeyler ara, öyle arıyorsunuz ki kimse sizi bulamıyor.Aslında siz kendinizde bulamıyosunuz.Zaten kendinizde bulumadığınız herşeyi eleştirirsiniz.Eleştiri de değil bu yetersizliğini kamufle etme çabası.Eleştiriler bu toplumda hep bencildir.Bencilliği fedakarlığa taşımak için aracı olarak başkalarını kullanmak yerine, kendinize fedakarlık yapıp keşfetmeyi öğrenseniz?İçinizi keşfedin.Ruhunuz zaten yolu biliyor.İçselleştirin...

İçselleştirmeden dahil olduğunuz her şey, bir an bıkkınlık getirecek, zarar verecek veya siz ona vereceksiniz, sonra suçlu başkaları olacak.Herhangi bir şeyden yoksun olan değil mücadele etme gücünü yitirmiş insan yetersizdir.Ama mücadele etmek kelimesi bile bu toplumda bir bunalım sebebidir.Neden mi okuyucu? Çünkü o kadar çok insanla diyalog içindesiniz o kadar çok sevginizi etrafa yayıp hüsrana boğulmuşsunuz ki,artık en ufak şey size deprem etkisinde bunalım yaşatıyor.Ve belki de en doğru kişi için mücadele etmeniz gerekirken bi bunalım ile kendi hayatınıza kaybediş ekliyorsunuz.İşte bu tam da;Bilmek ama yargılamamak, alışmak ama üzerinde durmamak, üzülmek ama hüzne teslim olmamak.Bilmemek öyle bir şey ki şeffaf bir engel gibi yükselir insanın önünde, neye takılıp düştüğünü bile göremezsin.


Ve zaman....En değerli şey zaman, en değerli varlığımızı çalanlar zamanımızı çalanlar. Tekrar tekrar şans vermek yerine, yüzleşin ve kapatın o hesapları.Olmayacak kişilere çok vakit harcadınız.Evet birden hayatınızdan çıkarmak zor olur.Vicdan yaparsınız ama etraftakiler kadar yol kat edersiniz.Yanlış gördüğünüz herkesi çıkarın.Milyarlarca insan var.Takılı kalma.Yoksa ilerleyemezsin.Zamanın daralıyor!

8 Mayıs 2017 Pazartesi

Korkma

Hayatımız hep kaçmak üzerine mi kurulu?

Her kararı alırken acaba birşeylerden mi kaçıyoruz? El atıp yapacağımız işlerin sonucunda zarar göreceğiz diye acaba o işten kaçıyor muyuz? Bir şeye uzanırken " bana zarar gelir mi? " diye korkarak mı hareket ediyoruz?

İnsanoğlu basit yaratıktır. Kendisine zarar geleceğini düşündüğü şeyleri yapmak istemez. Çoğu zaman uzanmaz, yeltenmez, yapmak için diretmez. Bazı zamanlar öyle keskin kararlar almamız gerekir ki sonucuna katlanmak çoğumuz için zor şeylerdir. Kimisi bunu kaldıramaz, intihara yeltenir, buhranlar geçirir, psikolojisi bozulur. Farklı sonuçlar doğar.

Hayatımızın her evresinde böyle şeyler yaşamışızdır. Kimisi yapmaktan çekinir sonrasında keşkeler yaşar. " Keşke o gün gitseydim" " Keşke ona öyle demeseydim " " Keşke gözlerine bakıp sevdiğimi söyleseydim"... Sebep ve sonuçları dizdiğimizde önümüze hep birşeyler gelecektir. Yapsak da istemediğimiz sonuçlar çıkabilecek, yapmasak da. Kimi zaman sonuçlarından korktuğumuz için uzak kalırız kararlardan. Karar vermekten. Dünya üzerinde bir yerlere gelebilmiş çoğu insan, mutluluğun formülünü çözmüş çoğu insan karar verirken tedirgin olmamış, keskin kararlarla yola çıkmıştır. Geri planda kalan, acıların hamallığını çekenlerin çoğunluğu ise korkaklığının, cesaretsizliğinin kurbanı olmuş, sürekli olarak bir yerlerde çekinerek yaşamıştır. Halâ birşeyleri yaparken tedirgin değil miyiz? Halâ kararlarımızda korkak davranmıyor muyuz? Hanginiz bir kıza tutulduğunda konuşmak için zorlanmadı? Hanginiz bir işe girmeden önce defalarca düşünmedi? Hanginiz karşısındaki şahısa ters cevap vermeden önce düşünmedi ki? Hepimizin hayatında bu tür evreler oldu. Olacaktır da. Sorgular, sualler, kararlar hayatımızın her evresinde önemli rol oynayacaktır. Ama kaçarak nereye varabileceğiz ki? Birşeylerden kaçarak, kararlar vermekten sorumluluk almaktan kaçarak nereye varabileceğiz ki?
Kim bir sorumluluğun altına girmeden başarılı olabilmiş bugüne kadar? Kim o an aklından geçenleri dile getirmediği için pişman olmamış?

Alacağımız kararlar, kaçacağımız sorumluluklar her zaman olacak. Önemli olan hangisinden kaçmamız hangisine uzanmamız gerektiğini iyi kestirebilmekte.

Sorumluluk almaktan kaçmayın.
Karar alırken çok uzun düşünmeyin. Sizin için doğru olduğunu düşündüğünüz ilk şeyi yapın.
Pişman olmaktan korkmayın. Pişman olmadan doğruyu bulamazsınız.
Gerçekleri görmekten korkmayın. Birisi sizi gerçeği gösterdiğinde ona saldırmayın.
Aklınızdan geçenleri söylemekten çekinmeyin. Kimse sizi doğrularınızı söylemediniz diye cezalandırmasın. Buna izin vermeyin.
Sorunları çözmek için birşeylerden kaçmayın. Sorunların üzerine gidin. Üzerine gitmediğiniz bütün sorunlar ve korkular ileride size ağır bir yük olarak geri gelecektir.
Ve birşeyler yapacaksanız üşenmeyin. O an yapın. İleride yapacak fırsatınız olmayabilir.

Nefes

Nefes almak nedir? Bir nefes almaya ihtiyacım var ne demektir? Ne zaman nefes aldığının farkına vardın? Yoksa sadece hayat göngüsü bir refle...